17 Temmuz 2019 Çarşamba

AÖF Belgelerine Artık e-Devletten Ulaşmak Mümkün

MEB ve YÖK'ten Nitelikli Öğretmen Yetiştirme Konusunda İşbirliği

Eğitim Fakülteleri Dekanları Toplantısı, Bakan Dinçer ve YÖK Başkanı Çetinsaya'nın da katılımıyla Başkent Öğretmenevi’nde yapıldı.

30 Mart 2012 Cuma 22:07
  MEB ve YÖK'ten Nitelikli Öğretmen Yetiştirme Konusunda İşbirliği
EGT-250X250 -->
Eğitim Fakülteleri Dekanları Toplantısı, Bakan Dinçer ve YÖK Başkanı Çetinsaya'nın da katılımıyla Başkent Öğretmenevi’nde yapıldı. Toplantıda, Eğitim fakültelerine öğrenci seçim sürecine ilişkin standartların oluşturulması ve öğretmen yetiştiren kurumların yeniden yapılandırılması konuları ele alındı.
Başkent Öğretmenevi'nde düzenlenen eğitim fakülteleri dekanları toplantısının açılışında konuşan Bakan Dinçer, TBMM'deki eğitim sistemine ilişkin düzenlemeye değindi.
Bakan Dinçer, Türkiye'nin eğitim seviyesiyle diğer ülkelerin eğitim seviyesi arasında stratejik bir açıklık olduğunu belirterek, ''Aramızdaki stratejik açıklığı kapatacak tedbirleri acilen almaya ihtiyaç var. Bunun yegane yollarından biri eğitim yılını uzatmak ve bu yüzdendir ki zorunlu eğitim süresini 12 yıla çıkarmaya çalışıyoruz'' dedi.

Bugün aslında eğitim sisteminin tamamının tartışılmadığını, eğitimin yapısıyla ilgili bir düzenleme yaptıklarını ifade eden Bakan Dinçer, şöyle konuştu: ''Eğitim sistemini tartışırken üzerinde duracağımız çok sayıda konu olacak. Eğitim sistemi birçok değişkenden, birçok alt sistemden oluşuyor. Bunlardan biri okullar, derslik sayıları; ikincisi okulların donanımı, teknolojik ve bilgi altyapısı; üçüncüsü öğretmenler. Bizim müfredatımız ve okul sistemini yönetme tarzlarımız, bunların tamamı, aslında eğitim sisteminin alt parçalarıdır. Eğer bir sistemden bahsediyorsanız bunlar üzerinde konuşmak gerekir. Bugün Meclis'te tartıştığımız kanunsa aslında bunların hepsiyle alakalı bir düzenleme yapmıyor. Sadece yapıyla alakalı bir düzenleme yapıyor ve yaptığı düzenleme üç ana başlıkta toplanabilir. Bir, zorunlu eğitim süresini 12 yıla çıkarıyor; iki, onu kademeli hale getiriyor; üç, eğitim yaşını bir yıl öne çekmeye çalışıyor. Peki bunlara niçin ihtiyaç duyduk ve nasıl yapılacak? Tüm dünyanın eğitim seviyesiyle Türkiye'nin içinde bulunduğu eğitim seviyesi kıyaslandığında küresel düzeyde aramızda ciddi bir stratejik açıklık oluşmuş görünüyor. OECD ülkelerinin ve gelişmiş ülkelerin eğitim yıllarına baktığımızda ortalama 12 yılın üzerinde bir eğitim yılına sahip olduklarını görüyoruz.

Türkiye'de ise bu oran 6-6,5 yıl yani liseyi bitirmek değil, orta düzeyde bir seviyeye sahip görünüyoruz. Yine pek çok ülkede, mesela AB ülkeleri, 2020 yılına kadar kendi ülkelerindeki nüfusun lise mezunu olma oranını yüzde 80-90'ın üzerine çıkarmayı planladılar. Japonya ve Güney Kore öğrenci nüfusunun tamamını üniversitede de okumasını sağlayacak, yüzde 100'ünü okullaşmaya yöneltecek bir stratejik tedbir geliştirdi. ABD, önlerindeki stratejik plan hedefi doğrultusunda ülke nüfusunun yüzde 60'ının üniversite mezunu olması için çaba sarf ediyor. Ama maalesef bizim ülkemizin, yanlış hatırlamıyorsam, toplam nüfus içerisindeki lise mezunu oranı yüzde 28 civarında. O zaman aramızdaki bu stratejik açıklığı kapatacak tedbirleri acilen almaya ihtiyaç var. Bunun yegane yollarından biri eğitim yılını uzatmak ve bu yüzdendir ki zorunlu eğitim süresini 12 yıla çıkarmaya çalışıyoruz.''

-''Hiçbir ülkede 12 yıl boyunca kesintisiz eğitim yapan bir yapı yok''

Hayatboyu öğrenme sistemlerinin geliştirilmesinin önemine de işaret eden Bakan Dinçer, bu açıdan bakıldığında eğitimin 12 yıla çıkarıldığını, ancak hiçbir ülkede eğitimi 12 yıl boyunca kesintisiz yapan bir yapı bulunmadığını belirtti. Bakan Dinçer, şunları kaydetti: ''Hatta daha ileri gidebiliriz, zorunlu eğitimi 8 yıl kesintisiz yapan sadece bir ülke biliyoruz biz. İkinci bir ülkeden de bahsedildi, ama ondaki uygulama hakkında maalesef bilgimiz yok. Böylece ülkede 12 yıllık zorunlu eğitimi çıkarırken kesintili hale getirmek bir zaruret. Çünkü esneklik sağlamaya, eğitim sistemini ulusal düzeyde meydana gelen gelişmeler doğrultusunda daha demokratik hale getirmeye ihtiyacımız bulunuyor. Bu açıdan bakıldığında kesintili hale getireceğiz.''

Eğitimi kademeleştirme konusunda dünyadaki benzerlerine bakıldığında, 6 3 3, 5 4 3, 5 3 4, 4 5 3, 4 3 4 gibi çok farklı uygulamalarla karşılaştıklarını dile getiren Bakan Dinçer, kendilerinin 4 4 4'ü tercih ettiklerini, mevcut eğitim yapısı ve sistemi, şimdiye kadar edinilen tecrübeler, şuralardaki tavsiye kararlarının da bu tercihte etkili olduğunu ifade etti.

Bakan Dinçer, şöyle devam etti: ''Ama şöyle veya böyle, aslında ülkelerin uyguladığı yöntemlere baktığımızda yapıyı 4, 5, 6 gibi hangi yıllara bölerseniz bölün önemli olan bu yılların kendisi değil, önemli olan hangi yaşta hangi çocuğumuza ne tür eğitim vereceğimizi biliyor olmaktan geçtiğidir. O açıdan bakıldığında '4 4 daha mı iyi, 5 4 daha mı iyi, 6 3 3 daha mı iyi?' gibi tartışmalar yerine 4 4 yaptığımızda hangi kademede ve hangi yaştaki çocuğumuza ne tür müfredat uygulayacağımıza dair tartışma üzerinde yoğunlaşmak bizim için de yol gösterici bir sonuç doğurur.''

-''Biz milli eğitim sistemini kökten değiştirmiyoruz''

Eğitim yaşının bir yıl öne çekilmesine de değinen Bakan Dinçer, bu noktada da değişik ülkelerin, değişik uygulamaları olduğunu bildirdi. Bakan Dinçer, şunları söyledi: ''Şimdiye kadar 72 ay alt sınır olarak kullanılmış. Halbuki mevcut yönetmeliklerimizde ve hukuki düzenlemelerde şöyle bir uygulama var: Eğer aralık ayının son günü çocuk 72 ayını doldurmuşsa o zaman eylül ayında o çocuğun kaydını, eğer yani doldurabilecekse diyelim, eylül ayında çocuğu okula kaydediyoruz. Böyle bakıldığında bu yönetmeliğin verdiği yetkiyle biz 68 aydan sonra çocukları kaydedebiliyoruz. 68 aydan sonra 84'üncü aya kadar, yani aşağı yukarı 14-15 aya kadar farklılık olan bir zaman dilimi içerisinde çocuklarımızı okula kaydediyoruz ve aynı sınıfa oturtuyoruz. 69'uncu ayda olan bir çocuk ile 83'üncü ayını doldurmuş bir çocuk arasında neredeyse bir buçuk yaşa varan fark var.

-''Çocuklarımıza bir yıl kazandırmış olacağız''

Bugünkü eğitim sistemimizde bunu kimse bugüne kadar sorgulamamış iken şimdi '60 aylık çocuk ile 72 aylık çocuk aynı sıraya gelir mi?' diye herkes sorgulamaya başladı. Bu güzel bir şey tabii. Biz de 'Acaba yaptığımız doğru mu, değil mi?' diye kendi içimizde meseleyi bir daha gözden geçiririz, bir daha tartışırız. Zaten hep tartışıyoruz ama önemli olan şu: Yapılan hususun ve alınan tedbirlerin hakikaten çocuklarımıza hayatlarında bir yıl kazandırıp kazandırmayacağıdır ve biz çocuklarımıza ömürlerinden bir yıl kazandırmış olacağız, eğitim sistemimizi de ona uygun bir şekilde tanzim edecek bir düzenleme yapacağız.

-''Tartışmalar farkındalık oluşturacak''

Talim Terbiye Kurulu konuyla ilgili çalışmalarını yapıyor. Ayrıca şunu vurgulamak lazım: 72 ayın üst sınır olduğu ve onun altını 60-72 arasını nasıl uygulayacağımız ise daha ileriki safhalarda eğer Meclisimiz de uygun görür kanunu onaylarsa, o zaman bir yönetmelikle belirleyeceğiz. Uzun sözün kısası şu: Aslında biz milli eğitim sistemini kökten değiştirmiyoruz. Bugün bu kanun vesilesiyle üniversiteye giriş sınavları, SBS sınavları, fen ve sosyal bilgiler liselerine giriş, okul öncesi eğitim, müfredat, seçimlik dersler, aklınıza ne geliyorsa, bütün bu meselelerin bu kanun vesilesiyle toplumun gündemine getirilmesini, kafa karışıklığı yaratacağını sadece kanunun yapısal düzenlemeler ve bunların etkileriyle alakalı konuları tartışmanın aslında daha çok farkındalık oluşturacağını düşünüyorum.''

Türkiye'de öğretmenlik mesleğinin daha etkin hale getirilmesi, geliştirilmesi ve öğretmen yetiştirme ile ilgili sorunları gözden geçirmek, bu konuda tavsiyeleri almak için bir araya geldiklerini anlatan Bakan Dinçer, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) olarak bundan birkaç ay önce ulusal öğretmen stratejisi geliştirmek üzere bir çalıştay tertip edildiğini anımsattı. Bu çalıştayı tamamlamak üzere olduklarına işaret eden Bakan Dinçer, ''Ama tamamlamadan önce de doğrusu sizlerle biraraya gelmeyi ve bu konuda yapılan taslak metin üzerinden belki fikirlerimizi paylaşmayı ve sonuç olarak yeniden görüşlerinizi alarak bunu netleştirmeyi umuyoruz. Bu çalışmalar tamamlandığında ülkemiz adına çok hayırlı bir strateji taslağına da sahip olacağız'' dedi.

Bakan Dinçer, şöyle konuştu: ''Ülke çapında, bütün ihtiyaç duyduğunuz derslikleri tamamlamış olsanız bile, yine ulusal düzeyde bütçede, mali kaynaklarınızı en fazla eğitim sistemine aktarmış olsanız bile teknolojik altyapınızı donatsanız ve ülkenin bir ucundan öbür ucuna kadar her türlü donanımı çocuklarınıza sağlamış olsanız bile, eğitimin başarısını çok sınırlı derecede etkileyecek faktörleri tamamlamış olursunuz. Çünkü eğitimin başarısını belirleyen öğretmendir benim kanaatim. Bu açıdan bakıldığında derslikleri yapmaya uğraşalım, kaynaklarımızı artırmaya çalışalım, teknolojik altyapımızı geliştirmek için müfredatımızı iyileştirmek ve modern dünya ile uyumlu hale getirmek için eğitim sistemimizi yine küresel dünyadaki değişim ve gelişmelere göre yeni bir yapıya kavuşturulması için çalışalım, ama bütün bunları daha anlamlı hale getirmek için öğretmenlerimizin gelişmesi ve yetiştirilmesi ile ilgili konulara daha çok önem vermek zorundayız.

Bu açıdan bakıldığında öğretmenlik mesleğini ne kadar tartışsak ve ne kadar onu daha çok etkin hale getirmeye uğraşsak bile az kanaatindeyim. O yüzden bu meseleyi bolca konuşup tartışmalıyız. Biz, günümüzde öğretmenlik meselesini tartışırken, maalesef iki konu üzerinde bugüne kadar durduk. Onlardan bir tanesi; atama bekleyen öğretmenler meselesi, Milli Eğitim Bakanlığı'nın öğretmene ihtiyacı var, dışarıda da öğretmen adaylarımız var, onları bir an önce atasak diye tartıştık durduk. Ki onun fotoğrafını yeniden size çizmeye çalışacağım. İkincisi, atanmış öğretmenlerin kendi istedikleri şehre, bölgeye atamalarını yapmak için yeni stratejiler geliştirme talepleri... İnanın MEB olarak bu meselenin dışında tartışılan bir konu olmadı öğretmenlik mesleğiyle ilgili olarak. Bunu sadece MEB ile alakalı olarak değerlendirmiyorum. Toplumsal düzeyde de maalesef nereye gidersek gidelim sadece bu iki mesele üzerinde duruluyor. Halbuki, öğretmenlik mesleğinin bugünkü boyutuyla bile bakıldığında yaklaşım tarzı itibarıyla algılaması ve öğretmenlik mesleğinin imajının geliştirilmesi itibarıyla ve öğretmenlik mesleğindeki öğretmenlerimizin belki de mesleki olarak gelişmelerini sağlayacak stratejiler itibarıyla o kadar çok tartışılacak konu var ki...''

-''Öğretmenler göz bebeğimiz''

Her şeyden önce öğretmenlerin göz bebekleri olduğunu ifade eden Bakan Dinçer, ''Eğitim sistemimizin çekirdeği ve onların başarılarını konuşmak bence henüz öğretmen olmamış olanları konuşmaktan çok daha anlamlı değil mi sizce? '' diye sordu.

Bugün Türkiye'de ülkenin en ücra köşelerine kadar yayılmış bir eğitim ağı ile öğretmenlerin hakikaten destan yazdığını anlatan Bakan Dinçer, sözlerini şöyle sürdürdü: ''İmkansızlıklara, sıkıntılara rağmen, pek çok eksiklik ve zayıflığımıza rağmen onlar görevlerini aksatmadan tamamlamaya çalışıyorlar. Biz, bugüne kadar öğretmenlerimizin başarılarını hiç konuşmadık mesela. Şayet, herhangi bir yerde olumsuz bir öğretmen figürü varsa veya herhangi bir okulda başarısızlık varsa hep onu toplumun sanki tüm eğitim sisteminin genel bir sorunuymuş gibi önüne getirdik ve o mesele üzerinden tartışma yaptık. Bu hem eğitim camiamıza, hem de öğretmenlerimize yapılmış büyük haksızlıklardan biridir. Halbuki bu öğretmenlerimiz Türkiye'nin belki de hep klasikleşmiş tabiri ile 'eğitimde okullaşma problemini' ve buna dair makus talihini yenen insanlar oldular. Öğretmenlerimiz sayesinde biz, tek tek ailelerin gitmeyi, okul çağında olan çocukları okullarına niçin göndermediklerini sormayı ve çocukları mümkün mertebe okula kaydetmeyi başardık. Daha bundan 7-8 yıl öncesine kadar yüzde 90'lar civarında olan okullaşma oranını neredeyse yüzde 100'e getirdik. Daha önemli bir başarıyı ortaöğretimde elde ettik. Ortaöğretimde yüzde 50'ler civarında olan okullaşma oranını bugün neredeyse yüzde 70'e getirdik. Daha da güzeli, yine bu öğretmen ve okul yöneticilerimiz sayesinde ilk öğretimden, ortaöğretime geçiş oranı iki yıllık ortalamayı söylüyorum: Yüzde 85'in üzerine çıktı.''

-''Ne tür tedbirler almalıyız''

Bütün bu başarılar ortaya konuluyorken, giderek eğitimin niteliği de yükselmeye başlamışken, doğrusu tüm toplumu motive edecek ve başarılara yöneltecek ve daha da olumlu bir hava sağlayacak ip uçlarını tartışmak yerine, bazı öğretmenlerin bireysel olumsuzlukları üzerinden öğretmenlik mesleğini tartışmanın çok şey kazandırmadığını ifade eden Bakan Dinçer, ''Bu yüzden öğretmenlerimizin başarılarının vurgulanarak çalışılması lazım. Ama daha da önemlisi, öğretmenlerimizin ve öğretmenlik mesleğinin sürecin başladığı noktadan sonuna kadar giden noktadaki her kademesinde ne tür geliştirmeler yapmalıyız diye tartışmaya ihtiyacımız var'' dedi.

Konuşmasında, ''Acaba, öğretmenlik mesleğine daha nitelikli, daha çalışkan, daha yetenekli çocuklarımızı seçmek mümkün mü?'' sorusun yönelten Bakan Dinçer, şunları kaydetti: ''Şimdi baktığımızda eğitim fakültelerine ve öğretmen yetiştirmeye kaynaklık eden diğer bölümlere hangi öğrenciler gidiyor diye incelediğimizde şunu görüyorsunuz: Daha çok genel liselerden öğrencilerimiz gidiyor. Öğretmen liselerinden eğitim fakültelerine giden öğrenci oranı yüzde 12 maalesef. O zaman biz, bir; bu yetiştirdiğimiz öğrencilerimizi öğretmen olmak üzere motive etme konusunda ne tür tedbirler almalıyız. Ne kadar geniş bir kitle içinde öğretmeni, daha nitelikli ve yetenekli çocukların seçtiği meslek haline dönüştürebiliriz. İkincisi; eğitim fakültelerinin işlevselliğini nasıl artırabiliriz. Maalesef bugün eğitim fakültelerimizin program hazırlama yöntemlerinden kendi aralarında farklılaşma yaratacak tedbirlere ve misyon üstlenmelerine yönelik tartışılacak birçok konusu var. Yine eğitim fakültelerinin öğretim üyelerinin misyonlarının gözden geçirilmesine, sadece öğrenci yetiştirme değil, aynı zamanda Türk eğitim sisteminin sorunlarına yönelik analizler yapma, buna dair çözüm stratejileri geliştirme üzerine araştırma yapan, bilimsel çalışma yapan bir muhtevaya nasıl kavuşturtabiliriz.

Öğretmen yetiştiren öğretim üyelerimizin altyapı sorunlarını nasıl çözebiliriz. Belki onların maddi problemlerini çözme konusunda neler yapılabilir. Bütün bunlara dair, bizim tartışma yapmaya ihtiyacımız var. İyi öğrenciyi seçmek yetmez sadece, o iyi öğrenciyi iyi yetiştirmeye ihtiyacımız var. Yine öğretmen olarak yetişecek öğrencilerimizin okul uygulamalarının gözden geçirilmesini ihtiyacımız var. Staj olarak çocuklarımız öğretmenliğe nasıl iyi hazırlanabilirler, bunu tartışmalıyız. Bugünkü staj çalışmaları kurgusu itibarıyla, hem çocuklarımızı hem de MEB yöneticilerini bu stajı yapmaya teşvik etmiyor. Öyleyse hem öğrencilerimizi teşvik edecek, hem de yöneticilerimizi öğrencilerimizin okulda staj yapmalarına teşvik edecek türden düz tedbirler alacak bir stratejiye de ihtiyaç var.''

- Staj konusu

Konuşmasında, staj konusuna da değinen Bakan Dinçer, bugün Türkiye'de 42 bin 500 dolayında okulun bulunduğunu belirterek, eğitim fakültesi dekanlarına ''Bunlar sizin laboratuvarınız'' diye seslendi. Her okula 10 öğrenci gönderilmiş olsa, aynı anda 420 bin 500 öğrenciyi uygulamalı eğitime alma gibi bir fırsata sahip olunacağını anlatan Bakan Dinçer, şöyle dedi: ''Zaten 420 bin gibi çocuğu gönderecek potansiyel de yok. O zaman bu çocuklarımız ne için uygulamalı bir şekilde, tecrübeli öğretmenlerin nezaretinde etkin bir staj yapamıyorlar. Bu meseleyi tartışmalıyız. Sadece o değil, çocuklarımız eğitim fakültelerinden ve öğretmen yetiştiren diğer bölümlerden mezun olduktan sonra iyi bir seçme süreciyle, MEB kurumlarına veya özel eğitim kurumlarına gitme konularında daha uygun stratejilere ihtiyaç gösteriyorlar. Çünkü bizim seçme süreçlerimiz, maalesef KPSS'ye dayalı kaldı. Bu yüzden başka ülkelerin öğretmen süreçlerini benden iyi biliyorsunuz. o konuda bize yapacağınız yönlendirmelerin etkin olacağı kanaatindeyim. Çünkü bir öğretmenin kendi mesleğini çok iyi bilmesi gerekir ki öğretmenliği iyi yapsın ve çocukları etkin bir şekilde yetiştirsin. Ama kendi mesleki alanını çok iyi bilmesi yetmez. Aynı zamanda genel kültür olarak ve öğretme kabiliyeti olarak da çocukları anlayabilecek bir potansiyeli taşıması gerekir.

Nihayet öğretmen, çocuklarımız için bir rol modelidir, davranışlarıyla, oturup kalkmasıyla, ahlaki ve toplumsal değerleriyle, o çocuklarımıza her davranışı ile örnek olacak bir yapı içinde olmalıdır. Değilse, bunun dışında herhangi bir yapı içindeki öğretmenin çocuklarımıza ne kadar katkı yapacağını tartışmak gerekir. İyi öğretmeni seçmek yetmez. Bugün öğretmenlerimiz kendileri telaffuz etmemiş olsa bile Türk eğitim sistemi içinde, MEB yapısı içinde icra edilen öğretmenlik mesleğinin bir insan için hakikaten haksızlık olduğunu düşünüyorum. Kurumun kapısından girip yaklaşık 30 yıl boyunca aynı minval üzerinde mesleği öğretmek kadar sıkıcı, motivasyonu düşürücü bir çalışma temposu, çalışma sistemi olabilir mi sizce? Öyleyse bizim o kapıdan girdikten sonra sürekli yükselebileceği, kendini geliştirebileceği, her an tazeleyip, yineleyip çocukların önüne farklı ruhla çıkabileceği bir öğretme sistemini ve mekanizmasını kurmak zorundayız öğretmenlerimize...''

-Bakan Dinçer'e giden mesajlar

Genellikle öğretmenlerle ilgili sorunlar tartışıldığında, onların ücret ve maaşlarının artırılmasıyla, onların sosyal haklarının geliştirilmesi gibi hususlardan bahsedildiğini anlatan Bakan Dinçer, sözlerini şöyle tamamladı: ''Bence sadece bu eğilimi göstermek bile öğretmenlik mesleğini yeteri kadar anlamadığımız sonucuna çıkarmalı bizi. Çünkü öğretmenlik mesleği denildiğinde, aslında öğrencisine öğretme yöntemleri, öğretmenin kişiliği, mesleki kariyeri ve planlaması ve her kariyer basamağında giderek artan oranda öğretmenin itibarını geliştirecek yaklaşımların sunulması gibi birçok husus varken sadece ücret ve maaşa odaklanarak öğretmenlik mesleğini geliştireceğimizi var sayıyorsak o zaman o işi biz iyi anlamadık gibi bir sonuç çıkarılabilir.Tabii ki o da olmalı.. Ama ondan önce öğretmenlik mesleğinde, gerçekten mesleğin kendisiyle ilgili konuları gündeme getirip koymalıyız. Öğretmenlerin mesleki kariyerlerinin planlaması ve her basamağında onların itibarının, statülerinin, sosyal haklarının ve nihayet yükümlülüklerinin geliştirilmesi gibi konuları tartışmaya ihtiyacımız var. Nihayet öğretmenlerimizin emekli olduktan sonra da sorunları olacak. Bütün bu meseleleri tartışmak için önümüzde güzel bir fırsat, iyi bir zaman dilimi var. ''

Bakan Dinçer, bugün Türkiye'de eğitim sisteminin yapısıyla ilgili konuların tartışıldığını, ancak telefonuna ve e-mailine öğretmenlerden mesaj geldiğini belirterek, şunları söyledi: ''İnanın gelen mesajların hiçbir tanesi yeni eğitim sistemi yapısı üzerine tartışma ve fikir sunma odaklı değil. Tamamı, bizim ağustosta atama yapıp yapmayacağımız, eylül ayında özür atamalarıyla ilgili zaman sürecinin hangi dilim içinde olacağına dair sorular. Bu açıdan ben öğretmen adaylarımızın ve öğretmenlerimizin aslında biraz da kendilerini açmalarını, bu toplumda yararlı olmanın yegane yolunun kişisel çıkarlardan çok, genel ve ulusal çıkarların ve hedeflerin önemli olduğunu fark etmelerinde olduğunu özellikle rica ediyorum.''

-YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya

 YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya ise, eğitimde kaliteyi belirleyen en önemli unsurun, öğretmen niteliği olduğuna işaret ederek, ''Öğretmen niteliği ise hem hizmet öncesi eğitim hem de hizmet içi eğitim ile oldukça ilişkilidir'' dedi.


Çetinsaya, Başkent Öğretmenevi'nde düzenlenen eğitim fakülteleri dekanları toplantısında, 2023 hedefleri doğrultusunda dünyanın ilk 10 ekonomisinden biri olmayı hedefleyen Türkiye'nin eğitim sisteminin önemi konusunda tam bir uzlaşı söz konusu olduğunu söyledi. Konu ile ilgili hemen herkesin, Türkiye'nin 2023 hedeflerini tutturabilmesi için eğitim niteliğinin artırılmasında hemfikirdir olduğunu belirten Prof. Dr. Çetinsaya, ''Eğitim sisteminde, niteliği geliştiren unsurlar olarak eğitimin alt yapısını güçlendirici çalışmaların yapılması gerektiği, özellikle 1990'harın sonlarında ve 2000'li yılların başlarında hem ulusal düzeyde hem de uluslararası Dünya Bankası ve OECD gibi kuruluşların raporlarında sıkça vurgulanmıştır'' dedi.

Bu çerçevede Türkiye'nin, son yıllarda eğitim sisteminin niteliğini ve kalitesini geliştirmek için öncelikli olarak okulların fiziki ve teknolojik alt yapısını geliştirmeye yönelik çalışmalarda bulunduğunu anlatan Çetinsaya, şöyle konuştu: ''Bu çalışmalar sonrasında okul öncesi, ilk öğretim ve orta öğretim okullaşma oranları oldukça artmıştır. Dahası artış eğilim istikrarlı bir şekilde sürmektedir. Son yıllarda derslik sayısının ve atanan öğretmen sayısının artması sonucunda ortalama sınıf mevcutlarında azalma görülmüştür. Ayrıca okullarımızın alt yapısını güçlendirmeye dönük olarak önemli iyileştirmeler yapılmıştır. Son olarak Fatih Projesi, okullarımızın bilişim teknolojileri ile donatılması ve çocuklarımızın bu teknolojilerle erken yaştan tanışmaları açısından oldukça önemli açılımlardır.''

-''Nicel iyileşmeler''

Son yıllarda eğitime ayrılan kaynakların ciddi olarak artırıldığına işaret eden YÖK Başkanı Prof. Dr. Çetinsaya, bütün bu çabaların eğitimde ciddi iyileşmelere sebep olduğunu söyledi. Bütün bu nicel iyileşmelerin yanı sıra hem SBS, YGS gibi ulus sınavlar bağlamında hem de TIMSS Ve PİSA gibi uluslararası değerlendirmeler bağlamında bakıldığında Türkiye'de öğrencilerin aldıkları eğitimin niteliğiyle ilgili bazı sorular olduğunun da ortaya konulduğunu belirtti.

- Öğretmen, eğitimde kaliteyi belirleyen en önemli unsur

Prof. Dr. Çetinsaya, şöyle konuştu: ''Dolayısıyla nicel iyileşmelerin öncelik olarak kabul edildiği, öncelikli kabul edildiği 1990 ve 2000'li yıllardan farklı olarak bundan sonra yapılması gereken çalışmalar, kaliteye odaklanmak zorundadır. Sayın Milli Eğitim Bakanımızın çeşitli kereler vurguladığı gibi, eğitimde kalitenin geliştirilmesini öncelik olarak kabul etmemiz gerekmektedir. Bu çerçevede, eğitimde kaliteyi belirleyen en önemli unsur, öğretmen niteliğidir. Öğretmen niteliği ise hem hizmet öncesi eğitim hem de hizmet içi eğitim ile oldukça ilişkilidir. Bugüne kadar eğitim fakültelerimiz öğretmen yetiştirme konusunda önemli hizmetler gerçekleştirdiler. Türkiye'nin kronik öğretmen açığı sorunu dolayısıyla eğitim fakültelerimizden, kitle eğitim yapmaları ve çok fazla sayıda mezun vermeleri beklendi. Bundan dolayı eğitim fakülteleri daha çok hizmet öncesi eğitime odaklandı. Fakat gelinen noktada hem küresel dünyanın hızlı bir şekilde değişmesi, hem de artık öğretmen ihtiyacının hızla azalması ve kamu kaynaklarının bu ihtiyacı karşılamakta zorlanması dolayısıyla eğitim fakültelerinin misyonlarıyla ilgili kritik bir dönemeçte olduğumuzu düşünüyorum.

Nedir bu kritik dönemeç ve eğitim fakülteleri bundan sonra nasıl bir yapılanmaya gidebilirler? İlk olarak sizlerden artık daha az sayıda, daha nitelikli öğretmen adayları yetiştirmenizi bekliyoruz. Dolayısıyla hizmet öncesi eğitimin niteliğini artırmanız yönünde bir beklenti oluşmaktadır. İkinci olarak, YÖK ve MEB olarak birlikte çalışıyor ve eğitim fakültesi kontenjanları üzerinde ayrıntılı analizler yapıyor ve bunları hayata geçirmeye çalışıyoruz. Üçüncü olarak; eğitim fakültelerini temel misyonu, artık kitle eğitimi yoluyla öğretmen yetiştirmekten çıkmıştır diye düşünüyorum. Yeni misyonlarımızdan biri, eğitim fakültelerindeki öğretim elemanlarımızın eğitim süreçlerine daha çok araştırma ve geliştirme çalışmaları yoluyla katkıda bulunmaları olmalıdır. Bu çerçevede eğitim yöntem ve tekniklerini iyileştirmeye yönelik olarak çalışmalar yapmamız beklenmektedir. Eğitim fakülteleri, dördüncü olarak, eğitim fakülteleri hizmet öncesi eğitim süresince okullarımız ile daha yakından bir işbirliğine girmelidirler. Şu ana kadar yapılan çalışmaların gösterdiği gibi okul uygulamaları yani staj dersleri istenen ölçüde verimli gerçekleştirilememektedir. Bundan dolayı hizmet öncesi eğitimindeki okul uygulamaları derslerin, iyileştirilmesi beklenmektedir.''

-''Görevimiz...''

Son olarak şimdiye kadar daha çok hizmet öncesi yani fiili öğretmenlik öncesi eğitime odaklanan eğitim fakültelerinin, artık hizmet içi yani öğretmenlik dönemindeki sürecine de odaklanmak zorunda olduğu görüşünü ifade eden Prof. Dr. Çetinsaya, ''Dünyadaki gelişmeler dikkate alındığında öğretmenliğin hayat boyu öğrenme perspektifinden, sürekli bir hizmet içi eğitim gerektirdiği görülmektedir'' dedi.

YÖK Başkanı Prof. Dr. Çetinsaya, sözlerini şöyle tamamladı: ''Bir başka ifadeyle, öğretmenler dünyadaki gelişmeler karşısında her geçen gün, yeni beceriler geliştirmek zorundadır. İşte bu noktada, eğitim fakültelerinin sürekli eğitim merkezleri mantığıyla ve milli eğitim bakanlığıyla organik bir ilişki kurarak hizmet içi eğitim sunmaları oldukça önemlidir. Özet olarak, görevimiz eğitim fakültelerinin değişen Türkiye ve dünya koşullarını gözeterek kendilerini bu değişime adapte etmeleri ve bundan sonraki misyonlarını netleştirmeleri gerekliliğidir. Türkiye eğitim sisteminin daha nitelikli hale getirilmesi hususunda bizlere çok önemli görev ve sorumluluklar düşmektedir. İnanıyorum ki Türkiye'yi daha iyi yerlere götürebilmek için hep birlikte elimizden gelen gayreti göstereceğiz.'' 

    Yorumlar

300x250-egt -->
HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK OKUNANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
ARŞİV